Fenerin durumu

Fırtına geliyor
23.02.2010
Her şey iyiye doğru gider gibi gözükürken, bir anda kumdan kale gibi yok olmasına ben hala anlam veremiyorum.
Fenerbahçe'nin sezonun ikinci yarısıyla birlike, özellikle fedakarlık ve tempo olarak beklediğimiz noktaya geldiği düşünmeye başlamıştım. Puan kaybedilen Manisa ve mağlup olunan Lille maçları da dahil olmak üzere, sahadaki takımı beğenmemek için bir mazeretimiz yoktu.
Ellerinden geleni yapıyorlardı. Elbette, sıkıntılı oyuncular, gölgede oynayanlar vardı ama bütün içinde bir büyük takımın beklenenleri verebilecek organizasyon ile mahareti bir arada görmek mümkündü.
Bursa maçının ilk 25 dakikası da buna dahildir. 2-0'ı yakalarken, rakibin aklını çelebilecek bir baskı ve hükmediş söz konusuydu.
Çok zor geçmesi beklenen bir maçta, rakip ile kedi – fare gibi oynamaya başlandığı anda, meğerse hızla yukarı çıkan balonun içindeki havanın gücünü değil, alttan kaçırdığının etkisinde olduğu anlamış olduk.
Yorgunluk bir gerekçedir ama mazeret olamaz.
Bunu süzmek teknik adamın görevidir. 85'e kadar 2-1 önde olan takımındaki bitiklik izlerinin üstünde yürümek yerine, bunları ortadan kaldırmak da kulübenin sorumluluğu…
Guiza'yı sahada tutmak teknik adamın kararı. Katılmasak da saygı duyuyoruz. “Çok mücadele ediyor, kazanmamız lazım” diyor Daum. Semih'i kaybetmeye aldırmadan.
Ama taraftarın isyanı karşısında, ne prensibi kalıyor, ne de oyuncusunu koruma iç güdüsü. Ortalık bir sahne, Daum da bu oyunun kötü rolünü kapıyor. Anında geri çekiliyor, Guiza arkasında kimseyi görmüyor.
Maç sonrasında bu karara isyan var. Duyduklarımız Aziz Başkan'ın da seyircinin komutlarıyla harekete isyankar. Fakat, O'da ne?
Ertesi gün gazetelerde Manchester City yetkilisinin not alırken çekilmiş fotoğrafları gazetelerde.
Guiza'yı sahada tutma kararının “teknik” değil “idari” olduğunu çok iddia ettim. Oyuncunun elden çıkartılması için sahada olması, birilerine gösterilmesi gerekiyordu.
İngilizler tribündeydi ama Daum “idare” edememişti Guiza'yı…
Bu tepki samimi miydi?
Yani; müşteriye malını gösteremediği için kızanlar mı vardı?
Geçelim, bu noktaları; tekrar maça gelelim…
Takım hiç olmazsa yarım saat formda. Daum ise formsuzluklar serisinin içinde. Yine daha atak olmak adına sahaya bir forvet daha atıyor. Klasik karar. Kime sürpriz?
Sonra; üçüncü golün yorumunu yaparken takımının kontrollü olmamasından yakınıyor.
Kontrollü olmak isteyen hoca, yatırımı forvete mi yapar, orta sahaya mı?
Takım başa göre traş yapmış aslında…
Christian son beş maçın en büyük hayal kırıklığıdır.
Fizik güç olarak büyük düşüş içinde. Antrenmanlarda iyi çalışmadığını duyuyoruz. O'na Santos ile Alex'i de eklememizi söyleyenler var.
Maç temposu yoğun, beyfendiler idarede…
Emre garibim koşsun, Özer tekmeye kafayı soksun, Bilica ile Deniz Barış oraya buraya koşsun ama en çok da eleştirilenler onlar olsun…
Daum bu tatlı hayatı bitiremedi. Bunun için güç gösterisi yapamadı.
Samandıra'da çiviler yine yerinden oynuyor.
Bu sonuçlar bu çivilerin kafasına fena inmiştir umarım. Bu takımı Daum düzeltemez ama Aziz Başkan ortalığı öyle bir ütüler ki, çalışmayan da, gözü çöplükte kalan da dümdüz olur…