Quote (Koftehor @ 27 Feb 2010 12:58)
Burda Türk moderator felan yok mu sanıyorsunuz burası her şeyi izliyoruz. görüoruz. herkesi terbiyesini takınmaya davet ediyorum.Bizle Atatürk!ün çocuklarıyız. Müslümanız. o yüzden laflarınız tartarak konuşun
kesinlikle katılıyorum. merak edenler şunu da okusunlar.
Tarihçi Turgut Özakman’a göre “M. Kemal Paşa Kürtlük adına bir sınır çizmenin mümkün olmadığını açıkladıktan sonra, yürürlükteki anayasanın yerel yönetimlere yerel konularda özerklik verdiğini açıkladı. Bu hak herkes gibi Kürtler için de geçerliydi.”(1). Turgut Özakman kitabında daha sonra 1921 Anayasası’nın özerklikle ilgili maddelerini şöyle sıralıyor:
Madde 11- Vilayat, mahalli umurda manevi şahsiyeti ve muhtariyeti haizdir. Harici ve dahili siyaset, şeri, adli ve askeri umur, beynelmilal iktisadi münasebet ve hükümetin umumi tekâlifi ile menafii birden ziyade vilayata şamil hususat müstesna olmak üzere, Büyük Millet Meclisi’nce vaz edilecek kavanin mucibince evkaf, medaris, maarif, sıhhiye, iktisat, ziraat, nafıa ve muavenet-i ictimaiye işlerinin tanzim ve idaresi vilayat şûralarının salahiyeti dahilindedir.
Madde 12- Vilayat şûraları vilayat halkınca müntehap azadan mürekkeptir. Vilayat şûralarının intihap devresi iki senedir. İctima müddeti senede iki aydır.
Madde 16- Nahiye hususi hayatında muhtariyeti haiz bir manevi şahsiyettir.
Madde 17- Nahiyenin bir şûrası, bir idare heyeti ve bir de müdürü vardır(2).
Siz nasıl yorumlarsınız bilmiyorum ama ben şahsen bugünkü düzenlemelerde yer alan Belediye ve İl Özel İdareleri’nin faaliyet alanlarını ve yetkilerini göz önüne getirdiğimde, 1921 Anayasasındaki düzenlemelerin bugünkünden çok farklı olmadığını görüyorum. Eğer siz, o gün için kullanılan “Muhtariyet” sözünden “Yarı bağımsızlık” veya “Özerklik” gibi bir anlam çıkarıyorsanız orasını bilemem! Eğer “Muhtariyet” sözü yarı bağımsızlık anlamına geliyorsa, o zaman 1921 anayasasına göre Türkiye’de yüzlerce özerk bölge olması gerekirdi. Çünkü 1921 Anayasası, bırakın il ve ilçeleri, nahiyelerin bile “Hususi hayatında muhtariyeti haiz” olduğunu söylüyor(3).
Dolayısıyla; 1921 Anayasası hakkında değerlendirme yaparken, o günün şartlarını da iyi okumak gerekiyor. Öncelikle, Milli Mücadele’nin birlik ve beraberlik içinde bir an önce kazanılması şarttır. Bunun için ayrıştırıcı değil toplayıcı olmak ve mahalli güçlere şirin görünmek ve onlara bazı vaatlerde bulunmak gerekmektedir. Öte yandan Rusya’da Bolşevik devrimi olmuştur ve Milli Mücadele’nin önderleri, Bolşevik Rusya’dan silah ve para yardımı almayı ummaktadırlar. Onun için Ruslara da şirin gözükmek gerekmektedir. Dolayısıyla 1921 Anayasası’nın hazırlanmasında böyle bir düşüncenin etkisinin olduğu da kabul edilebilir. En önemlisi de o gün için kullanılan Türkçe kelimelerin yetersizliğini de bu konuda hesaba katmamız gerekiyor.
Yine Turgut Özakman’ın kitabında aktardığına göre, Mustafa Kemal Paşa, 16 Aralık 1922 günü İzmit’te dönemin ünlü gazetecileri ile yapmış olduğu bir toplantıda, gazeteci Ahmet Emin Yalman’ın konuya ilişkin sorusu üzerine şu açıklamaları yapmıştır:
“Kürt meselesi bizim yani Türklerin menfaatine (aykırı) olarak da katiyen söz konusu olamaz. Çünkü malum-u âliniz, milli sınırımız dâhilinde mevcut Kürt unsurlar o surette yerleşmiştir ki pek sınırlı yerlerde yoğunluğa sahiptir. Fakat yoğunluklarını kaybede ede ve Türk unsurlarının içine gire gire öyle bir sınır hasıl olmuştur ki Kürtlük namına bir sınır çizmek istersek Türklüğü ve Türkiye’yi mahvetmek lazımdır. Faraza Erzurum’a kadar giden, Erzincan’a, Sivas’a kadar giden, Harput’a kadar giden bir sınır aramak lazımdır. Ve hatta Konya çöllerindeki Kürt aşiretlerini de nazar-ı dikkatten hariç tutmamak lazım gelir. Dolayısıyla başlı başına bir Kürtlük tasavvur etmek ise, bizim Teşkilat-ı Esasiye Kanunu gereğince zaten bir tür mahalli muhtariyetler teşekkül edecektir. O halde hangi livanın (yerel yönetim kademesinin) ahalisi Kürt ise onlar, kendi kendilerini muhtar olarak idare edeceklerdir. Bundan başka, Türkiye’nin halkı söz konusu olurken onları da beraber ifade lazımdır. İfade olunmadıkları zaman bundan kendilerine ait bir mesele çıkarmaları daima varittir. Şimdi Türkiye Büyük Millet Meclisi hem Kürtlerin, hem Türklerin salahiyet sahibi vekillerinden meydana gelmiştir ve bu iki unsur bütün menfaatlerini ve mukadderatlarını birleştirmiştir. Yani onlar bilirler ki bu müşterek bir şeydir. Ayrı bir sınır çizmeye kalkışmak doğru olmaz”(4).
Peki, Mustafa Kemal Paşa’nın bu açıklamalarından, 1921 Anayasası’ndaki düzenlemelerden farklı olarak Kürtlere özerklik ve yarı bağımsızlık verileceği şeklinde bir anlam çıkıyor mu? Hayır. Bilakis Mustafa Kemal Paşa, “Şimdi Türkiye Büyük Millet Meclisi hem Kürtlerin, hem Türklerin salahiyet sahibi vekillerinden meydana gelmiştir ve bu iki unsur bütün menfaatlerini ve mukadderatlarını birleştirmiştir. Yani onlar bilirler ki bu müşterek bir şeydir. Ayrı bir sınır çizmeye kalkışmak doğru olmaz” diyerek, konuya ilişkin son noktayı pek güzel ve pek anlamlı bir şekilde koymuştur.
Zaten 1924 Anayasası ile 1921 anayasasında yer alan ve yanlış yorumlamalara sebep olan düzenlemeler büyük ölçüde ortadan kaldırılmış, “…Yeni kurulan üniter, milli, merkezi devlete ve topyekûn kalkınma anlayışına uygun yeni bir sistem getirilmiştir(89.madde)”(5)
edit: aradaki yorumlar da yazı da bana ait değildir. alıntıdır.
This post was edited by cago on Feb 27 2010 11:30am